Hukuk Devrimleri

    "Hukukta idare-i maslahat ve hurafelere dayanmak milletleri uyandırmaktan meneden en ağır bir kabustur. Türk milleti üzerinde kabus bulundurmaz."

            Atatürk bu sözleriyle sadece Osmanlı Hukuk Sistemi'ne olan inançsızlığını ifade etmekle kalmamış, aynı zamanda modern Türk hukukunun temel öğesinin ne olması gerektiğini de belirtmiştir.İşte bu temel öğe dogmacılığın etkisiz kılınması ile birlikte modern Batı Hukuk Sistemi'nin benimsenmesidir.

            Bu incelemede, Atatürk hukuk devriminin Türk aydınlanma devrimi içindeki yerini saptamaya, hukuk devrimi öncesi ve sonrası hukuk sistemlerimiz arasındaki farklılaşmayı ortaya koyarak, devrimin oluşum sürecini ve temel öğelerini açıklamaya, dünya tarihindeki diğer önemli hukuk devrimleriyle Türk hukuk devrimini karşılaştırmaya ve sonuçta Atatürk'ün hukuk devrimi ile ülkesine neler kazandırmış olduğunu araştırmaya ve açıklamaya çalışacağım.

            Atatürk eski hukuk sisteminin Osmanlı Devleti'ni gerileten en önemli öğe olduğunu düşünüyor ve toplumdaki genel anlayışın yeniden biçimlenerek hızlı bir gelişmeye yol açabilmesi için hukuk alanında mutlak bir değişikliği gerekli görüyordu. Üstelik bu değişiklik öyle büyük çapta olmalıydı ki büyük ölçüde sonuçsuz kalan Gülhane Hatt-ı Hümayünu'ndan itibaren hukuk alanında süregelen, batı modeline uygun, sonuçsuz ve etkisiz girişimlerden ayrılabilmeliydi. Gerçekten de toplumun yeni bir düzene kavuşabilmesi için, tebasına ümmet değil yurttaş gözüyle bakan, milliyetçilik esasına dayalı yeni bir devletin kurulması ve devlet yönetimine laiklik ilkesinin yerleştirilmesi bu değişiklikleri devrim olarak nitelendirebilmemizi sağlamaktadır.

            Kurulu düzeni hemen hemen tamamiyle değişmez bir bütün olarak gören ve ona karşı gelmeyi hiçbir zaman düşünmeyen bir toplumsal yapı içinde, Atatürk'ün öngördüğü yapılanma ve uygarlık hedefine ilerleyen atılımlar, tarihte eşine az rastlanır derecede cesur devrimlerdir. Bu hareketler içinde hukuk devrimi özel bir önem taşır. Tüm Atatürk devrimlerinin itici gücünü hukuk devrimi oluşturur. Bu hareket neticesinde Türk hukuku öteden beri ait olduğu dinsel hukuk çevresinden, Cumhuriyet ve aydınlanma prensibine uygun "Kara Avrupası Hukuk Sistemine" geçmiŞtir.

            Türk hukuk devrimi yüzyılımızda benzeri bulunmayan çok önemli bir uygulamadır. Ünlü tarihçi Toynbee1, Türk hukuk devrimini batı dünyasındaki Rönesans, Reform, Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimi çapında önemli bir hareket olarak görmekte; ancak bir farkı önemle vurgulamaktadır:

            "Bu devrim, bir insanın yaşamı süresinde gerçekleştirilmiştir."

            Batı Avrupalı hukukçular, Türkiye'deki toptan benimseme olayını, hukuk tarihinin en önemli olaylarından biri olarak nitelemişlerdir. Kont-Cstrorog'a2 göre:

            "Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa hukukunun kabülü, Orta Doğu tarihinde 14 yüzyıldan, yani İslam dininin kabülünden bu yana görülen en önemli olaylardan biridir".

            İsviçreli hukukçu Sauser-Hall 3, "Türkiye'de Avrupa Hukuklarının Benimsenmesi" adlı eserinde şu satırları yazmıştır:

            "Türkiye'de yapılmış olan reformlar bütün olarak ele alındıklarında şaşırmamak olanaksızdır. İslam devletlerinin en güçlüsü, bin yıl geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani bir değişikliği örnek gösteremez. Bir ülkede ve bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur."

            Bilindiği gibi Osmanlı hukuk sisteminin dayandığı İslam Hukuku, temelini Kuran'da, Hadislerde, İcma-ı Ümmet ve Kıyası Fukuha'da bulmaktadır.Bu sebeple İslam hukuk sistemlerinde devletin tanıyıp kabül edeceği kurallar hiçbir surette yukarıda saydığımız hukuk kaynaklarının hükümlerine aykırı olamaz. Öte yandan laik ve demokratik batı hukukunda hukukun temel kaynağı milli iradedir ve bu irade milletçe oluşturulmuş, anayasal kurallar çerçevesinde geçici sürelerle seçilmiş parlemantolar tarafından temsil olunur. Çağdaş hukuk zihniyeti, hukuk kuralları oluşturulurken üstün insanî ve hukukî değerler ile toplumun o günkü ve gelecekteki ihtiyaçlarının gözönünde bulundurulmasını gerektirir. Oysa dini hukuk sistemlerinde kanunların hazırlanışında bu değerlere bakılmaz, zira egemenliğin sahibi olan Allah aynı zamanda en büyük kanun koyucudur.

            Dini değer yargıları, toplumun bilincinde ve gündelik yaşantısında önemli bir etkendir. Bu somut gerçeğin yanında, dini temele dayalı hukuk sistemlerinin tamamının yine ölümlü insanlar eliyle hazırlandığı da ayrı bir gerçektir. Pratikte insan oğlunun eseri olan tüm dini hukuk sistemleri "ilahiyat" aldatmacası arkasına sığınarak kendilerine devamlılık ve tartışılmazlık sağlarlar. Burada anlatmak istediğim, sosyal yaşamı düzenlemekle yetinen Kuran'ın dışında somut ve tartışmasız hiçbir kaynağı olmayan İslam hukuk sisteminin, deniz ticareti ya da örneğin trafik düzenlemeleri alanında içereceği hukuk kurallarının ilahi olamayacağıdır.

            Bu tesbitin 20. Yüzyılın başlarında Atatürk tarafından yapılması takdir edilebilirse de, Atatürk'ü ölümsüz kılan, tesbitin gereğini yerine getirebilmiş, cehalet ve hileyle olan savaşı kazanmış olmasıdır. Bu yüzdendir ki, Türk hukuk devriminin diğer bir adı Atatürk hukuk devrimidir ve yine bu yüzden Türk hukuk devrimi, Türk aydınlanmasının lokomotifidir.